

Beslenme ve Sağlığımızda Çayın Önemi
Hazırlayan: Prof. Dr.Ayşe Baysal
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü
Bedenin su gereksinmesinin karşılanmasında
içecekler önemli yer tutar. İçecekleri, besin değeri olanlar (süt, ayran,
meyve suları), çay, kahve ve kakao, kolalı ve kolasız gazozlar, toz içecekler,
alkollü içkiler ve bazı bitki çiçek, yaprak ve tohumlarından sağlanan,
adaçayı, ıhlamur, nane, kuşburnu gibi içecek maddeleri şeklinde gruplandırabiliriz.
Bunların içerisinde tüketimi en fazla olanlar sırasıyla, çay, kola ve ayrandır.
Bu yazıda çayın beslenme ve sağlık açısından olumlu ve olumsuz yönleri
üzerinde durulacaktır.
Çay yapraklarından çay olmak üzere
genel fabrikalarda siyah çay ve yeşil de iki tip çay elde edilmektedir.
En çok tüketilen tip siyah çaydır. Siyah çay polifenollerin enzimatik oksidasyonu
ile elde edilir. Yeşil çay eldesin de, çaydaki enzimler etkisizleştirilerek
polifenollerin oksidasyonu önlenir. Dünyada tüketilen çayın % 75'i siyah
çaydır. Çay üretimi açısından ülkemiz, Hindistan, Sri Lanka, Kenya,
Çin ve Endonezya'dan sonra gelir.
Oksidasyon sırasında birçok aroma
arttırıcı öğeler oluşur. Bazıları çok az miktarlarda olsa da, 300'den fazla
aroma öğesi belirlenmiştir.
Çaya özellik kazandıran öğelerin
başında metilksantinler gelir. Metilksantinlerin çoğunluğunu kafein oluşturur.
Teobromin ve teofilin az miktarlarda
bulunur. Azotlu gübre kullanımı Fayın kafein içeriğini %40 civarında arttırır.
Kafein içeriğine etki eden diğer faktörler mevsim farklılığı, yaprağın
toplanma zamanı ve biçimidir.
Çay yaprağının önemli bir bölümünü
polifenoller oluşturur. Bunların başında katesin, flanols, gallik asit
ve depsides gelir. Çayın rengini veren pigmentler, klorofil ve karotenoidlerdir.
Çaydaki minerallerin yaklaşık yarısı potasyumdur.
Siyah
Çayın Hazırlanması
Siyah çay bir kısım paketlenmiş kuru
çayın yüz kısım sıcak suda demlenmesiyle hazırlanır. Demlenme sırasında
kafein, organik asitler ve polifenol türevleri ve minerallerin bir kısmı
suya geçer. Demlenme süresi uzadıkça bu öğelerin suya geçen miktarları
da artar. Böylece çayın rengi koyulaşır ve tadı acır. Çayın tadı polifenol
türevleri ve kafeinden kaynaklanır.
Siyah çay ülkemizde genellikle sıcak
olarak, isteğe göre şekerli, az şekerli ya da şekersiz olarak içilir. Çayın
yanında dilimlenmiş limon bulundurmak da yaygındır. Bazı toplumlarda sıcak
çay sütle birlikte içilir.
Bazı ülkelerde "buzlu çay" içme alışkanlığı
yaygındır. Buzlu çay hazırlanırken. demlenmiş çayın içine bol buz konarak
soğutulur ve dilimlenmiş limonla birlikte içilir.
Yeşil çay, Çin ve Japonya gibi ülkelerde
yaygın olarak kullanılır. Yeşil çayın aminoasit içeriği siyah çaydan yüksek.
polifenol içeriği ise düşüktür. Yeşil çayın kafein içeriği de siyah çaydan düşüktür.
Yeşil çay da siyah çay gibi demlenerek hazırlanır. Çay yapraklarının suda
çözünür bölümlerinin ayrılması ile toz halinde "poşet çay" hazırlanır.
Poşet çayın kafein içeriği normal siyah çaydan biraz daha düşüktür.
Çayın
Besin Değeri
Çayın demlenme sırasında suya geçebilen
öğelerinden yararlanılır. Bunun başında kafein gelir. İki-üç dakika 180
ml kaynar suyla demlenmiş çayda 30 mg civarında kafein bulunur. Demlenme
süresi uzadıkça bu miktar yaklaşık 60 mg'a çıkabilir. İçilen sade
çayda protein, yağ ve karbonhidrat gibi makro besin öğeleri hemen hemen
yoktur. Eğer çay şeker ve süt gibi besinlerle içilirse, bir miktar karbonhidrat
ve protein sağlanır. Çay yaprağındaki B vitaminlerinin % 80'i suya geçer.
Ancak siyalı çaydan sağlanan B vitaminleri günlük gereksinmenin çok azını
(5 fincan çay % 2-7'sini). karşılayabilir. C vitamini fabrikalarda oksidasyon
sırasında kaybolduğu için siyah çayda yok denecek kadar azdır Yeşil çay
uygun koşullarda hazırlandığında C vitamini sağlayabilir. Günlük içilen
5 fincan (her fincan 180-200 ml) yeşil çay insanın C vitamini gereksiniminin
% 2530'unu karşılayabilmektedir.
Siyah ve yeşil çayda önemli miktarda
E ve K vitamini bulunmasına karşın, suda çözünmediklerinden içilen çayda
çok az olduğu düşünülür.
Çay minerallerden potasyum ve flor
için önemli kaynak sayılabilir. Bir fincan çay 60-70 mg potasyum ve 0.10
–0.12 mg flor sağlar. Alüminyum demleme sırasında suya çok az geçer. Bir
fincan çaydaki miktarı ortalama 0.4 mg'dır. Çay manganez açısından zengindir.
Bir fincan çaydaki miktarı 0.1-0.3 mg arasında değişir. Diğer minerallerin
suya geçen miktarları insanın gereksinmesine fazla katkıda bulunmaz.
Çayın
Sağlık Üzerine Etkisi
1-
Polifenollerin Etkisi
Polifenoller, çayın önemli bir bölümünü
oluşturur. Polifenollerin fizyolojik etkileri olumlu ya da olumsuz yönde
olmaktadır.
Okside olmamış polifenoller, "biyoflanoidler"
olarak bilinir Biyoflanoidlerin kılcal kan damarlarının dayanıklılığını
arttırdığı üzerinde durulmuş ve bunlar "vitamin P" olarak tanımlanmıştır.
Bu nedenle yeşil çay bazı ülkelerde kılcal kan damarları zayıflığını giderici
olarak kullanılmaktadır. Bu etki yeşil çayın C vitamini içeriğinden dolayı
olabilir. Siyah çay üretiminde polifenoller okside olduğundan bu tür bir
etki görülmez. Ayrıca, kafein katekolamin sentezini hızlandırırken, biyoflanoidler
bu öğenin yıkımını engellediğinden çayın antidepresan etkinlik gösterdiği
ileri sürülmüştür. Biyoflanoidlerin radyoaktif Sr 90'ı uzaklaştırarak kemik
iliğinde birikimini engellediği, dolayısıyla radyasyondan kaynaklanan lösemi
de koruyucu olduğu bildirilmiştir.
Siyah çaydaki okside olmuş fenolik
öğeler besinlerdeki hem olmayan demirin biyo yararlılığını önemli ölçüde
azaltırlar. Bu etki özellikle diyetleri bitkisel besinlere bağımlı olan
bireylerde demir yetersizliği anemisinin oluşmasında önemli rol oynar.
Çay, yemekle birlikte içildiğinde bu tür olumsuz etkisi söz konusudur.
Yemekten bir saat sonra içilen çayın demirin biyo yararlılığına etkisi
gözlenmemiştir. Bu nedenle kansızlığa eğilimli, doğurganlık dönemindeki
kadınların ve çocukların yemekle birlikte çay içmemeleri. çok arzu edilirse
açık ve limonla birlikte içmeleri gerekmektedir. Limon, C vitamini içerdiğinden,
fenollerin demir bağlayıcı etkilerini azaltmaktadır. Bunun yanında demir
birikimi olan talasemili hastalara yemekle çay içirilmesi yararlı kabul
edilebilir.
2-
Kafeinin Etkisi
Çay önemli miktarda kafein ve diğer
metilksantinler içerir. Kakao. çikolata ve kolalı içeceklerde de kafein
vardır. Kafein ve diğer metilksantinler mide salgısını uyarırlar. Mide
salgısının aşırı artması mide dokusu zayıf olan bireylerde ülser riskini
arttırır. Yapılan bir araştırmada 200 ml çay, beden ağırlığının kilosu
başına 0.04 mg histaminin oluşturduğu eş değerde asit salgısına neden olmuştur.
Çayın sütle ve şekerle birlikte içilmesi asit salgısı üzerindeki etkiyi
azaltır. Bu nedenle gastrit ve ülsere meyilli olan kişilerin çay içmekten
sakınmaları, çok istenirse çok açık şekilde içmeleri önerilmektedir.
Çay, kafein içeriğinden dolayı insanlar
tarafından "uyuklamayı önleyici", "kişiyi daha uyanık ve dikkatli duruma
getirici" olarak bilinir.
Bileşimindeki kafein dolayısıyla çay,
merkezi sinir sistemini uyarıcı etkinlik gösterir. Merkezi sinir sisteminde,
kafeinin, lokomotor aktiviteyi artırarak kişiyi daha uyanık ve dikkatli
duruma getirdiği gözlenmiştir. Bunun yanında kafeinin yapay türevlerinin
lokomotor aktivite üzerine yatıştırıcı etki yaptığı da bilinmektedir.
Çayla alınan kafein beyinde dopamin
düzeyini arttırır ve katekolamin alıcılarını duyarlılaştırır. Bu nedenle
sinir sistemi uyarıcısı olarak kabul edilir. Kafeinin sinir sistemi üzerine
olan uyarıcı etkisi bireyden bireye değişir. Araştırmalarda bazı kişiler,
150-200 mg kafein aldıklarında rahat uyuyamadıklarını belirtmişlerdir.
Bunun yanında, sürekli kafeinli içecek
alanlarda uyku bozukluğu gözlenmemiştir. Buna göre, bireyler kafeine alışkanlık
geliştirmektedirler. Bu nedenle bazı kişiler alışkın oldukları biçimde
çay ya da kahve alamadıklarında huzursuzluk ve baş ağrısı gibi belirtilerden
yakınmışlardırlar. Kafeinli içecek verildiğinde bu belirtiler ortadan kalkmaktadır.
Ancak bu alışkanlık uyuşturucu ilaçlara bağımlılık niteliğinde kabul edilmemektedir.
Kafein kalp ve damar kaslarının kontraksiyonunu
ve sinir uyarı ileticilerini etkileyerek kardiyovasküler sistemi etkiler.
Kafeinin etkisi alınan doza ve alım zamanına göre değişir. Kafeinin bu
etkisi adrenal hormonlarının salınımıyla ilgilidir. Kafeinli içecek alındığında
kalp kaslarının kontraksiyonunun arttığı gözlenmiştir. Metilksantinlerden
çayda bulunan teofilinin kalp atım hızını arttırdığı gözlenmiştir. Kafein
ve teofilinin kalp hızı üzerine etkisinde süreklilik görülmemiştir ve bunun
daha çok kan basıncını yükseltici etkisinden dolayı olduğu sonucuna varılmıştır.
Kafeinli içecek alındığında önce kan basıncı yükselmekte, daha sonra nabız
artmakta, 2 saatlik süre geçtikten sonra her ikisi de normal düzeye inmektedir.
Kafeinin kan basıncı üzerine etkisi doza bağımlıdır. Kafeinli içeceklerin
idrar söktürücü etkileri de vardır.
Bireyler belirli düzeyde kafeine
tolerans geliştirdiklerinden, belirli miktarlarda alınan çayın kardiyovasküler
sistem açısından fazla sakıncalı olmadığı sanılmaktadır. Bunun yanında
duyarlı kişilerin bu tür içecekleri alırken dikkatli olmaları gerekmektedir.
Kafein, metaholik hız üzerinde etkilidir.
Kafein vücutta yağ yıkımını hızlandırır ve kanda serbest yağ asitleri ve
gliserol yükselir. Deney hayvanlarında yapılan araştırmalarda beden ağırlığının
kilosu başına verilen 5 mg kafeinin ağırlık kaybına neden olduğu gösterilmiştir.
Kafein. yağ hücresini küçültmekte, trigliserit miktarını azaltmaktadır.
İnsanda kafeinli çay ve kahve alımının kanda trigliserit düzeyini biraz
düşürdüğü, kolesterol düzeyini ise yükselttiği bildirilmiştir. Bunun yanında
çay ya da kahve tüketimi ile serum lipoproteinlerinin düzeyleri arasında
düzenli ilişki bulunamamıştır.
Kafeinli içecekler alındığında, kanda
şeker düzeyinin yükseldiği görülmüştür. Aynı zamanda karbondioksit üretimi
de artmaktadır. 100 mg kafein içeren içecek alımını izleyen iki saatlik
süre içerisinde enerji harcamasında % 16'lık artış görülmüştür.
Enerji harcamasındaki artış, şeker
ve yağın daha çok yıkımı nedeniyle olmaktadır. Başka bir çalışmada 12 saatlik
dönemde iki saat ara ile alınan 100 mg kafein, enerji harcamasında °% 7-11'lik
artışa neden olmuştur. Bunun enerji karşılığı 80-150 kalori civarındadır.
Bu durum zayıflama diyetlerinde şekersiz çay içiminin yararlı olabileceğini
göstermektedir.
Kafeinli içecekler bazı spor dallarında
fiziksel performansı arttırıcı olarak bilinmektedir. Bunun nedeni, kafeinin
merkezi sinir sistemi üzerindeki uyarıcı etkisi ve yağ yıkımı sonucu glikojen
deposunun boşalmasının önlenmesi olarak açıklanmaktadır. Kafeinin etkisi,
özellikle yüksek rakamlarda belirginleşmektedir.
Bu etkilerinden dolayı kafein tabletleri
"doping" olarak kabul edilmekte ve kullanılmaması önerilmektedir. Bunun
yanında, özellikle uzun süre fiziksel hareket gerektiren ve yüksek rakımlı
yerlerde yapılanı kayak, uzun mesafe koşular ve: dağcılık gibi spor dallarında
egzersiz öncesi ve sırasında bir-iki fincan çay ya da kahve içilmesi yarar
sağlayabilir. Kafein içeren içeceklere alışkın olmayan sporcularda ise
bu tür içeceklerin alımı, yarış sırasında heyecan ve sinirliliği, idrar
çıkışını arttırarak performansı olumsuz etkileyebilir. Duna görüş sporcuların
kafein içeren içecekleri tüketimleri. alışkanlıklarına, yaptıkları spor
türlerine ve spor yapılan ortama bağlıdır.
Yaşlılıkta kemik kaybı önemli sağlık
sorunlarından birini oluşturur. Aşırı kafein alımı vücudun kalsiyum dengesini
olumsuz etkiler. Bu nedenle yaşlı kişilerin fazla çay içmeleri kemik sağlıkları
için sakıncalıdır. Bunun yanında aralarda içilen bir-iki bardak çayın fazla
etkisi olmaz.
3-
Çayın Mineral İçeriğinin Etkisi
Çayın potasyum içeriği yüksektir.
Potasyum sinir uyarılarının iletiminde, kas kontraksiyonunda, normal kan
basıncının ve vücudun su dengesinin sağlanmasında önemli rol oynar. Kusma
ve ishal gibi durumlarda vücuttan su ve tuzla birlikte aşırı potasyum kaybı
olur. Çay bu kaybı yerine koyabilen yüksek potasyumlu bir içecektir.
Çay
İçimi ve Kanser
Çayın kanserle ilgisi üzerinde de
durulmaktadır. Bazı yayınlarda çay tüketimi ile bazı kanserlerin oluşumu
arasında ilişki olduğu bildirilmesine karşın, son yıllarda yapılan araştırmalarda
bu görüş desteklenmemiştir.
Çay, nitrat biriktiren bitkilerdendir.
Nitrat karsinojen olan nitrozaminin ön öğesi olması açısından önemlidir.
İçilen çaya geçen nitrat miktarının sağlık yönünden sakınca yaratacak düzeyde
olmadığı bildirilmiştir.
Gebelikte
Çay İçiminin Etkisi
Yemekle birlikte içilen çay
kan yapıcı demirin biyo yararlılığını azalttığından gebe kadınların bu
uygulamadan sakınmaları gerekmektedir.
Çayla alınan kafein anneden fetüse
geçebilmektedir. Amerikan Besin ve İlaç Birliği (FDA) 1980'de kafeinin
uyarıcı nitelikte bir ilaç olduğunu, kafeinle anne karnındaki fetüsün sağlığı
arasındaki ilişkilerin kesinlik kazanmasına kadar gebe kadınların kafeinli
içeceklerden sakınmalarını bildirmiştir. Bunu izleyen yıllarda yapılan
çeşitli araştırmalarda kafeinli içecek tüketimi ile yeni doğan bebeklerdeki
sağlık bozuklukları arasındaki ilişkiler konusunda araştırıcılar arasında
görüş birliği sağlanamamıştır. Buna karşın, gerek gebelikte en önemli sorun
olan kansızlığın, gerekse doğacak bebekte kafeinin neden olabileceği bozuklukların
önlenmesi için gebe kadınların kafein içeren çay, kahve, kola, çikolata,
kakao gibi maddeleri fazla tüketmemeleri kendilerinin ve bebeklerinin sağlığı
açısından önem taşır.
|