

Şap Hastalığı,
Hayvansal Gıdalar ve Halk Sağlığı
Hazırlayan:
Yrd. Doç. Dr. Aylin KASIMOĞLU
Kırıkkale
Üniversitesi Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim
Dalı
Son yıllarda sağlık gündeminde geniş
yer tutan BSE (Bovine Spongiform Encephalopathie, Deli Dana)’den sonra,
yine İngiltere’de binlerce hayvanın kesilmesine ve imha edilmesine neden
olan Şap Hastalığının görülmesi, tüketicinin aklını karıştırmıştır. Uzun
yıllardır Türkiye’de de görülen şap hastalığının seyri, bulaşma şekilleri,
hayvan ve insan sağlığı, gıdalarla insanlara bulaşma durumu yönünden,
toplumun bilgilendirilmesi uygun olacaktır.
Şap (Aphthae Epizootica, Foot and
Mouth Disease: FMD), sığır, koyun, keçi, domuz ve vahşi ruminantların çok
bulaşıcı bir enfeksiyonudur. Hastalık ilk olarak 1546 yılında italyan Hieranymus
Fracastorius tarafından tanımlanmıştır. Kuzey ve Orta Amerika (Panama’nın
kuzeyi), Avusturalya, Yeni Zelanda ve Kanada haricinde dünyanın pek çok
ülkesinde tespit edildiği bildirilmiştir.
ETKENİN ÖZELLİKLERİ
ve KLİNİK BELİRTİLER
Şap hastalığı etkeni, Picornaviridae
familyasından Aphthovirus genusuna dahil olan virüsun, immunolojik olarak
ayırdedilen yedi serotipi (O, A, C, SAT 1, SAT 2, SAT 3, Asya 1)
vardır.
Şap virüsu
Virüs güneş ışığına ve dezenfektanlara
karşı çok duyarlı olmasına karşın, + 5°C’nin altındaki sıcaklık derecelerinde,
soğuk muhafaza ve dondurma sıcaklıklarında canlılığını yıllarca korur.
Sığır derisi ve kıllarında 4-6 hafta, salya ve gübrede 1-4 hafta, suda
3-4 ay, toprak yüzeyinde 3-28 gün, kontamine ayakkabılarda 11-14
hafta canlılığını korur. Canlı kalabildiği pH aralığı, pH 6.5 – 9.5 tir.
Daha düşük pH değerlerinde (<pH 6.0) inaktivasyon süreleri; pH 4’ün
altında <15 saniye, pH 6.0’da 2 dakika, pH 7.0’de birkaç hafta olup,
9.5 ten yüksek pH değerlerinde süratle inaktive olur (pH 12.5’da <15
saniye). Bu nedenle NaOH (% 1’lik) ile pH 14 olan solüsyonlar etkili dezenfektan
olarak kullanılır. Virüs, yüksek tuz konsantrasyonlarından etkilenmez.
Sıcaklığa dayanıksız olan etken, 60°C’de 5 dakikada, 80°C’de ve pastörizasyon
işlemi sırasında canlılığını koruyamaz. Etken, şap hastalığından ölen ve/veya
kesilen hayvanların salgılarında ve dokularında bulunabilir. Viremi esnasında
kesilen hayvanların tümünde ve mezbaha ürünlerinde virüs bulunur.
HASTALIĞIN
YAYILIŞI
Hayvanlar arasında çok bulaşıcı olan
hastalık, enfekte veya kontamine hayvanlar, ürünler, objeler ve insanlar
aracılığı ile yayılır. Virüs ile kontamine materyaller, meralar, yemler,
sular, rüzgar, enfekte çift tırnaklı yabani hayvanlar, sinekler ve hayvan
bakıcılarının hastalığın bir bölgeden başka bir bölgeye yayılmasında
önemli rol oynarlar. Panayır, pazar, göçler ve kurbanlık hayvan hareketleri,
hastalıklı bölgeden hayvan ürünlerinin çıkartılması, nakil araçları şap
virüsünün bölgeden bölgeye, hatta bir ülkeden diğer ülkeye yayılmasına
sebep olurlar. Şap hastalığının en önemli epidemiyolojik özelliklerinden
biri de virüsün hava yoluyla kilometrelerce uzaklara taşınarak yayılmasıdır.
Hava yolu ile yayılmada önemli faktörler rüzgarın yönü ve hızı, hava sıcaklığı
ve havadaki nem oranıdır. Şap virüsünün uygun hava şartlarında, % 60’ın
üzerinde nem oranı ve 21-27°C hava sıcaklığında, 100 km uzağa kadar taşınabileceği
bildirilmiştir. Bu nedenle hastalığın kontrolünde, karantina önlemleri,
transportun önlenmesi ile dezenfeksiyonun önemli yeri vardır.
HAYVANLARDA
KLİNİK BULGULAR ve EKONOMİK ÖNEMİ
Şap hastalığına yakalanan hayvanların
ağzında, meme ve tırnaklarında, içi lenf benzeri sıvıyla dolu yuvarlak
veziküller oluşur. Devamlı ipliksi bir salya akışı görülür. Hayvanda yürüme
güçlüğü, 42°C’ye kadar ulaşan ateş ve ağızdaki lezyonlar nedeniyle, yemeden
içmeden kesilme gözlenir. Hızlı kilo kaybının yanısıra, meme dokusunun
fonksiyonunu yitirmeye başlaması nedeniyle süt verimi de hızla düşer. Dünyada
pek çok ülkede, zaman zaman büyük salgınlar halinde görülen ve morbiditesi
% 90-100’e ulaşan şap hastalığı, mortalitesi % 5 olmasına rağmen, süt ve
et miktarındaki düşüş nedeniyle büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır.
Bu durum, hasta hayvanların kesimi ya da imha edilmesi ile sonuçlanmaktadır.

İNSANLARA
BULAŞMASI ve KLİNİK BULGULAR
Şap hastalığı zoonoz (hayvanlardan
insanlara bulaşan) hastalıklar arasında yer almakla birlikte, insanlar
hastalığa karşı fazla duyarlı değildir. Duyarlılık az olduğu için
hastalık da oldukça seyrek görülür. İnsanlar, hasta hayvanların deri veya
ağız mukozası ile temas ve yeterli ısı işlemi uygulanmamış (iyi pastörize
edilmemiş) enfekte sütleri içerek, çiğ sütten üretilen ve olgunlaştırılmayan
peynirleri, yine yeterli ısı işlemi uygulanmamış, pH’sı düşmemiş etleri
tüketerek enfekte olabilirler.
Hastalık insandan insana geçmemektedir.
İnkübasyon süresi 2-6 gün kadar olup, ateş, yorgunluk, keyifsizlik, kollarda
ve bacaklarda ağrılar dikkati çeker. Ağız mukozası kızarıktır. Ağızda,
gırtlakta ve dudaklarda vezikül benzeri ağrılı kesecikler oluşur. İlerlemiş
olgularda bu oluşumlara, daha çok hayvan sahiplerinde, direkt temaslarda
ellerde ve ayaklarda, genellikle de parmak uçlarında rastlanır. İnsanlarda
prognoz iyidir. İyileşme 5-10 gün içerisinde görülür.
Şap hastalığı, bir halk sağlığı problemi
olarak görülmemektedir.
HAYVANSAL
KÖKENLİ GIDALAR ve ŞAP
Şap virüsünün canlılığını korumasında,
en önemli etkenler arasında pH ve sıcaklık yer almaktadır. Bu nedenle hayvansal
gıdaların pH’ları ve uygulanan ısı işlemi önemlidir. Kesimden sonra başlayan
glikoliz ve diğer biyokimyasal olaylar ette pH değişimini farklı limitlerde
oluşturmaktadır. Kas glikojeni, anaerobik metabolizma ile laktik asite
dönüşür. Oluşan laktik asit, dolaşım sisteminin işlevini yitirmesi nedeniyle,
kan ile karaciğere taşınıp glikoz ve/veya glikojene dönüştürülemediği için
kaslarda birikir. Anaerobik enerji metabolizması kas glikojeni tükeninceye
kadar devam eder. Etlerde 24 saat içerisinde ön soğutma sırasında
virüsün bulunduğu, fakat 48 saat sonra virüse rastlanmadığı bildirilmiştir.
Bunda post-mortem pH düşüşünün rolü büyüktür. Ancak, post-mortem sırasındaki
laktik asit miktarı, hayvanın sahip olduğu fizyolojik dengeye ve buna bağlı
olarak, kaslardaki glikojen miktarına bağlıdır. Yeterli kas glikojenine
sahip olan hayvanlarda kesim sonrasında pH düşüşü istenildiği gibi olur.
Canlı hayvanda etin pH’sı @ 7.3 iken, kesim ile kanın akıtılması sonucu
pH @ 7.0’ye düşer. Normal şartlarda kesim sonrasında 7-8 saat içerisinde
pH 5.3-5-5.6’ya kadar düşer. Kas glikojen düzeyi fizyolojik olabileceği
gibi strese bağlı olarak da azalabilir. Kesimden önce dinlendirilmemiş
hayvanlarda stres ya da gerilim nedeniyle kas faaliyetleri arttığından,
artan enerji açığı kas glikojeni ile sağlanır ve kesim sonrasında pH düşüşü
istenildiği gibi olmaz. Sonuçta DCB (Dark Cutting Beef) ve DFD (Dark Firm
Dry) olarak adlandırılan yüksek pH’lı düşük kaliteli etler şekillenir.
Bu tip etler pH’larının 6.3-7.0 arasında olması nedeniyle risk oluşturabilmektedir.
Genelde teknolojisinin de uygun olması
nedeniyle yüksek pH’lı etler salam ve sosis üretiminde değerlendirilirler.
Bu ürünlere, üretim teknolojilerinin gereği olarak haşlama işleminin uygulanması
etkenin inaktivasyonunu sağlar. Etken, fermente sucuklarda ise 14 gün içerisinde
canlılığını kaybeder. Hayvan Sağlık Zabıtası Kanununun 484/4 nolu
maddesi gereği, Şap hastalığı başka bir hastalık ile komplike olmuş ise,
veya kaşeksi (hayvanın besi durumunun kötü olması) ve kas bozuklukları
varsa tamamen, aksi taktirde sadece hastalıklı kısımlar ve tırnaklar imha
edilir. Dil ve başın sağlık kontrolü altında kaynatıldıktan sonra gıda
olarak tüketilmesine izin verilir. Bu nedenle Şap hastalığına yakalanmış
ve/veya semptomları yeni göstermeye başlayan besili hayvanlar, Veteriner
Hekim denetiminde kesime sevk edilerek, iç organlar, baş, dil, tırnak ve
deri imha edilerek, etleri 48 saat olgunlaştırılmaya bırakılır. Bu süre
sonunda etin pH değeri ölçülerek, pH’nın düşüp düşmediği saptanır. Bu aşamada,
DCB ve DFD etler ayırılarak, Veteriner Hekim kontrolü ve izniyle tüketime
sunulur. Kesimi takiben, etler olgunlaşmadan hemen dondurulursa şap virüsu
aylarca canlı kalabilir ve et çözüldüğünde etken enfeksiyon yeteneğini
korur. Yine hasta veya yorgun halde iken kesilen hayvanların kaslarında
laktik asit oluşumu veya pH değerinin düşmesi, oldukça yavaş şekillendiği
için, şap virüsünün ette pH değerine bağlı olarak inaktivasyon süresi uzamaktadır.
Şap hastalığında görülen yüksek ateş,
virüsün memeye ve meme başına yerleşmesi nedeniyle süt verimi çok azalır.
Süt, süt proteini olan kazein sentezinin durması, serum proteinlerinin,
özellikle immunglobulinlerin miktarlarının artması nedeniyle sarımtırak
renkte ve suludur. Şap hastalığı görülen ineklerden sağılan ve/veya aynı
bölgeden gelen sütlerin çiğ olarak tüketilmemesi tavsiye edilmektedir.
Sütte bulunan virüsün klasik pastörizasyon yöntemi (72°C’de 20 saniye)
ile yok edildiği bildirilmiştir (WHO, 1966 Hygiène du lait. Organisation
Mondial de la Santé. Ceneve,Suisse.). Kaldı ki Türkiye’de 85°C’de 1 dakikalık
pastörizasyon işlemi uygulanmaktadır. Bu nedenle şap virüsünün pastörize
veya UHT (Ultra High Temperature, steril) sütlerde, pastörize sütten yapılmış
beyaz peynirde, yoğurtta, telemesi haşlanan (min 75°C) peynirler arasında
yer alan kaşar peynirinde bulunması olası değildir. Ancak çiğ sütten üretilen
ve olgunlaştırılmadan satılan köy peynirlerinde, pH’nın yeterli ölçüde
düşmemiş olması nedeniyle, etken canlılığını koruyarak risk oluşturabilir.
Bu nedenle, sadece şap hastalığı etkeni yönünden değil, çiğ sütten üretilmesi
nedeniyle pek çok zoonoz (hayvanlardan insanlara bulaşan) hastalık etkeni
ve patojen mikroorganizmayı içerebilen taze beyaz peynirlerin 3 aylık olgunlaşma
periyodunu tamamlamadan tüketilmemesi ve pazarlarda satışının yasaklanması
gerekmektedir.
|