

Çocuk ve Okul
Hazırlayan:
Doç. Dr. Selahattin Şenol
Gazi Üniversitesi
Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü
 Çocuklar psikososyal ve zihinsel gelişimleri
sırasında karşılaştıkları zorluklarda bulundukları gelişim dönemine uygun
olarak farklı tepkiler vermektedirler. Kreşe başlama, öğretmen değişikliği,
yakın çevreden sevilen birinin hastalığı ya da kaybı, anne baba tartışması
ve kardeş doğumu gibi yaşam olayları karşısında zorlanmakta, belirli bir
uyum süreci yaşamaktadırlar.
Çocuklar olumlu ya da böylesi olumsuz
duygularını sözelleştirebilmeyi ancak ilkokula başladıkları dönemde, daha
belirgin olarak ise 9-10 yaşlarından sonra kazanmaktadırlar. Başkalarının
ne hissettiklerini ise daha da sonraki gelişim dönemlerinde öğrenmektedirler.
Duyguların sözle ifade edilemediği dönemlerde yaşanan kaygı bedensel tepkilerle
belirtilmektedir. Kreşe ya da okula başlamada zorlanan çocukların karın
ağrıları olmakta, uyku, iştah ya da davranışları ile ilgili tepkiler görülmektedir.
Burada "zorlanıyorum" ya da "alışamadım" olarak anlatılmak istenen "karnım
ağrıyor", "başım ağrıyor" ya da midem bulanıyor" gibi bedensel yakınmalarla
anlatılmaya çalışılır. Bu yakınmaların ne kadar zorlanmaya bağlı ruhsal
tepkiler olduğu ya da bir bedensel hastalığın belirtisi olup olmadığı sorularının
yanıtı anne baba için hiç de kolay olmamaktadır. Sıklıkla bir çocuk doktoruna
başvurularak bedensel hastalığa ilişkin kanıtlar aranmakta, çoğu zaman
da uzun süreli ayrıntılı incelemelere gerek duyulmaktadır. Çünkü bu dönemde
çocuğun beden ısısı yükselebilmekte, halsizlik, bitkinlik ve iştahsızlık
olabilmekte ve gerçekten acı çekmektedir.
Bu karmaşık etkileşim örüntüsü göz
önüne alındığında, çocuk ve ergenlerde psikososyal ve duygusal etkenlerin
sıklıkla bedensel yakınmalara neden olduğu ortaya çıkacaktır.
Okula başlama çocukları ve aileleri
bekleyen önemli adımlardandır. Daha önceden kreş ya da anaokulu gibi okul
öncesi kurumlara gitmeyen çocuklarda bu adım daha da zor olabilmektedir.
Yeni bir ortam, bilinmedik birçok kural ve bunlara alışmak. Bu ilk adıma
ilişkin sorunlar okulun başladığı ilk haftalarda ortaya çıkmaktadır. Öğrenciler
okula anne babaları ile gelmekte, sınıflarda küçük sıralarda öğrencilerin
yanında anne babaları da sığmaya çalışarak oturmaktadır. Haftalar içinde
bu sırayı dolduran davetsiz konuklar birer ikişer azalır, ancak bazı sınıflarda
derslere düzenli devam eden anne babalar kalmaktadır. Okul korkusu ya da
anne babadan ayrılma zorluğu olarak tanımlayabileceğimiz bu durum ders
başarını etkileyen ilk sorunlardandır. Öğrenci, anne-baba ve öğretmenin
birlikte çalışması ile bu sorun giderek azalmakta, çocuk ya da genç yaşıtları
gibi uyum sağlayabilmektedir.
Ayrılma kaygısı ya da okul reddi olarak
tanımlanan bu durum anne baba tutumları, çocuk ve öğretmenin özellikleri
gibi durumlardan kaynaklanmaktadır. Özellikle çocuğun tüm gereksinimlerini
karşılayan, aşırı kaygılı, onun bağımsızlığını desteklemeyen anne-baba
tutumlarında okula gitme gibi bir ayrılık hem ebeveynde hem de çocukta
kaygı doğurmaktadır. Aşırı koruyan, aşırı kontrolcü ebeveyn çocuğun ayrılığında
kaygı duyacaktır. Onun tek başına bir şeyler yapamayacağını, sağlığı açısından
sorun oluşturacağını ya da kendi kontrolü dışına çıkacak, yaptıklarını
denetleyemeyecek duygusu yaşamaktadır. Çocuklar ise daha önce ayrılma ya
da ebeveyne bağlanma ile ilgili özellikler gösteren, duygusal açıdan bulunduğu
yaştan daha küçük yaşta tepki veren bireylerdir. Anne baba ile yatan ya
da ayrı yatamayan, ağlama, tutturma gibi hemen tepki veren, genelde ev
dışında vakit geçirmeyi sevmeyen çocuklardır.
Okul ile ilgili hayali ya da gerçek
kaygılar olabilir. Okula gidiş yolundaki tehlikeler (trafik, çevrenin kalabalık
ya da ıssız oluşu vb.). Okula uyum sürecindeki öğretmenin tahammülsüz ve/veya ceza
ile eğitici tutumu, anne-babadan habersiz ani ayrılma, sınıfa
yaklaşınca anne babanın bırakıp kaçması, söz verilen saatte almama, bu
süreçte çocuğun yalnız kalması gibi nedenler de etkili olmaktadır.
Okula başlama dönemindeki çocukların
yaklaşık % 5 kadarında bu durum profesyonel desteği gerektirecek yoğunlukta
olmaktadır. 18 yaşına kadar okula gitme ve aileden ayrılma ile ilgili zorluklar
görülebilmekte, genelde 13 yaşından sonra belirtiler ve yakınmalar değişebilmektedir.
Okula gitmek istememe ve okuldan kaçma
bu durum dışında; davranış sorunları olan çocuklarda, kaygılı çocuklarda,
travma sonrası (örn; deprem) kaygı bozukluğu olan çocuklarda, depresyonu
ya da psikoz olarak belirtilen belirgin ruhsal bozukluğu olan çocuklarda
da görülmektedir. Ancak bu hastaların diğer belirtileri ile ayrım yapılabilir.
Okul korkusu ya da ayrılma ile ilgili
kaygısı olan çocukların önceden ayrılığa, bağımsızlığa alıştırılması, böyle
bir sorun varsa anne-baba, çocuk ve okul işbirliği ile çocuğun desteklenmesi
gerekmektedir. Çocuğun bu ayrılığa yavaş yavaş alıştırılması (anne ya da
babanın sınıfta, sonra koridorda, sonra bahçede ve daha sonra çocuğu evde
beklemesi gibi) çocuğa güvence verilmesi ve bu güvencelerin yerine getirilmesi
(seni bahçede bekleyeceğim-diyerek belirlenen zamana kadar bahçede bekleme
gibi), bu süre içinde çocuğun sergilediği zorlukların bedensel bir nedenle
oluşup oluşmadığının araştırılması, kısa süreli ve yaygın değilse bu belirtilerin
fazla dikkate alınmaması (uyku, iştah, davranış gibi tüm alanlara yayılan
bir bozulma, sadece okul saati öncesinde değil tüm gün olan kaygı, neşesinin
giderek azalması gibi) gerekir.
Eğer anne-baba ve öğretmenin çabası
yetersizse, belirtiler azalacağı yerde giderek artıyor veya yayılıyorsa,
çocuk ve ergen psikiyatri uzmanından değerlendirme ve yardım istenmelidir.
Sonuçta anne baba ve çocuğun bu uyum sürecine uzman desteği eklenecek,
gerekirse çocuğun kaygısı güvenilir ilaçlarla azaltılacaktır.
|