

Çocuk ve Oyun
Hazırlayan:
Doç. Dr. Selahattin Şenol
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü
Bebek ve çocukların gelişimleri sırasında
olgunlaşma ve sosyal boyutun erken gelişmesinde oyunun önemi belirgindir.
Ayrıca içinde yaşanılan kültürün önemli etkilerinden olan araştırma duygusunun
ve kurallara uymanın öğrenildiği ve geliştirildiği yer de oyunlardır. Oyunlar
önce bebeğin kendi bedensel duyumlarının araştırılması şeklinde çok küçük
bir alanda başlamakta, sonra yakın çevresi içinde sürmekte ve daha sonrada
büyük sosyal ortamlarda gerçekleştirilmektedir. Bebek, çocuk, ergen
ya da yetişkin bir kişinin neden oyun oynadığı sorusunun birçok yanıtı
vardır. Bunlardan birincisi, içten gelen enerjinin boşaltılması için oyun
oynanmaktadır. İkincisi, türe özgü davranışların çok uzun bir süredir aktarılmasına
ve sürdürülmesine yardım etmektedir. Bu görüşe örnek olarak, kedi yavrusunun
fare yakalamadan önce bir şeylerle oynaması ya da kız çocukların bebeklerle
oynayarak annelik alıştırması yapmasını verebiliriz. Üçüncü yanıta göre
oyun, gelecekteki becerilerin geliştirildiği bir alan olarak görülebilir.
Oyunlar çeşitli şekilde gruplandırılabilir. Gelişim kuramcılarından
Piaget oyunları şu üç başlık altında ele almıştır.
1) Alıştırma
oyunları: Bu oyunlar çocukların gelişiminde duyusal motor dönem
olarak isimlendirilen doğumdan yaklaşık iki yaşına kadar olan bölüme uyar.
Bu dönemde bebekler yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştır ve zihinsel
gelişimde ise çevreden beş duyusu ile aldığı uyaranları birleştirip, sınıflandırmaya
çalışmaktadır. Bebek çıngırağının rengini ve sesini alır ve sınıflandırır.
2) Simgesel
oyunlar: Bu gelişim döneminde 2 yaş ile 7 ve 8 yaşları arasındaki
dönemi içerir. Bu oyunların içeriği alıştırmalardan, simgeler ve
varsayım boyutuna kadar değişmektedir. Çocuk kendi gerçeklerini hareketlerle
yaşatmaktadır. Bunun en belirgin örneği sanki varmış gibi oyunlardır. Çocuğun
bir köşede yarattığı evcilik oyunu, bir odun ya da plastik çubuk ile oluşturulan
atı sürmesi gibi örnekler bu gruptandır. Burada çocuk düşüncelerini yeterince
gelişmemiş dili ile anlatamadığından bunları simgesel oyunla
anlatmaktadır. Ayrıca bu anlatım
yoluyla zihinsel simge ve uygulamalar yinelenerek özümsenmektedir. Evcilik
oyunu ile hem duygu ve düşünceler aktarılmakta, hem de annelik özdeşimi
sindirilmektedir.
3) Kurallı
oyunlar: Bu dönemde çocuk ilk olarak kendinden büyüklerin oyunlarını
taklit etmeye başlar. Bu oyunlar 7-8 yaşlarından sonra kurulmaya başlar
ve çocuğu sosyalleşmeye yönlendirir. İlk iki oyun yaş ilerledikçe azalmakta
ve yerini kurallı oyunlara bırakmaktadır. Bu değişme çocuğun ilişkilerini
ve sosyalleşmesini yansıtmaktadır.
Ayrıca oyunları başlangıçta
belirli bir yönergenin olduğu, ancak sonrasında çocuğun serbest olduğu
oyunlar ve kurallı olan, sabır ve çaba gerektiren oyunlar şeklinde de ayırabiliriz.
İlk gruba örnek olarak evcilik oyunu verilebilir. Bu oyunda kurallar vardır,
ancak çocuk oyunun kurulması ve akışında özgürdür. Saklambaç ve körebe
ise ikinci oyun grubuna uymaktadır.
Oyunlar yapıları açısından da değerlendirilebilir.
Yarışma, rastlantı, taklit ya da dönerek yoğunlaşmayı içeren oyunlardan
söz edilebilir. Oyunların yapısı çocuk psikiyatrisinde bazı bozuklukların
değerldnirilmesinde yardımcı olmaktadır. İlgi, etkileşim ve iletişimde
belirgin bozukluğun olduğu otistik çocuklar ile duygu, düşünce va algıdabozulma ile belirli psikotik bozukluğu
olan çocukların oyunlarında yarışma ya da rastlantı neredeyse hiç yoktur.
Başka bir kişiyi gerektiren, dolayısıyla sosyal bir boyut taşıyan yarışma
psikotik ve otistik çocuğun ilgi alanının tümüyle dışındadır. Bu çocukların
gündeminde yineleme özelliği olan ve tümüyle dışa sınırlı açık ya da kapalı
kendi dünyasına yönelik etkinlikler vardır. Aynı şekilde rastlantıyıda
tümüyle reddetmektedirler. Etkinliklerinin tekdüze olması, yineleyen belirli
davranışları içermesi ve değişikliğin olmadığı kendilerine özgü bir dünyayı içerir.
Bu dünyada ise rastlantıya yer yoktur. Bu çocukların oyunlarında dönme
ya da dönen cisimlere yönelme vardır. Bir topaç ile oynar, kendi kendine
döner ya da dönen bir nesneye yönelirler. Zihinsel özürlü çocuklar yaşıtlarına
göre daha az oynarlar ve hareketsiz oldukları dönemler çok daha fazladır.
Kuralları karışık olmayan ve bulundukları yaştan daha küçük yaşlardaki
çocukların oyunlarını oynarlar. Bu çocukların da yarışma gerektiren oyunlardan
kaçındıkları gözlenir.
Çocukların duygusal ve düşsel yaşamı
oyunlarına yansımaktadır. Eğer çocuğun iç dünyasından kaynaklanan dürtüleri
çok yoğunsa oyun kesilmekte, değişik ve karmaşık bir duruma dönmektedir.
Sakin bir oyun için çocuğun bu yoğun dürtüleri uzaklaştırabilmesi gerekir.
Değişken davranışları izlenen aşırı hareketli ya da kaygılı çocuklar, oyunun kurallarını
kabullenmede zorluk çekerler.
Davranış sorunları olan çocuk ve ergenlerin oyunu da saldırgan dürtülerle
doldurması tipik bir özelliktir. Onlar için oyun hızla içinden geldiği
gibi davranma ve dürtüsel eyleme geçebilmenin bir yöntemidir. Oyun içinde
saldırgan tutumların belirtilmesi cinsiyete göre de farklılık göstermektedir.
Erkek çocuklar güreş, kavga ve yarışmaya
daha yatkın oldukları için oyunları kızların oyunlarından daha çeşitlidir.
Sosyal belirleyiciler de kız ve erkek oyunlarında önemli rol oynamaktadır.
Karşı cinsiyetin oyunlarını kızlar erkeklere göre daha rahat oynamaktadırlar.
Erkek çocuklarda dürtülerin davranışa dökülmesi ön planda iken kızlarda
bu sözel olarak belirtilmektedir.
Yetişkin bir insanda toplumsal kural
ve değer yargıları yoğun duygu ve istekleri günlük yaşamda sınırlanmakta,
bunlar hayal kurma ya da rüyalar yardımı ile duyurulabilmektedir.
Çocuklarda bu işlevler oyun ile sağlanmakta, ayrıca çocuğun günlük kaygılarını
azaltarak olumlu ilişkiler kurmasına da yardımcı olmaktadır. Oyun oynamak
evrensel bir yaşantıdır, sağlığın bir göstergesidir. Oyunun amacına ulaşması
için özellikle cinsel ve saldırgan dürtülerden arındırılması gerekir.
Oyuncaklar
Psikolojik olarak değerlendirildiğinde
oyun alanı çocuğun dışında, ancak dış dünyaya ait değildir. İç dünya ile
dış gerçeğin dışında üçüncü bir alandır, bir yanılsama (illüzyon) alanıdır.
Burası bebek için anne ile paylaştığı ortak bir alandır. Zamanla önce bebek,
daha sonra çocuk bu alan içinde bağımsızlığını kazanmaya başlar. Burada
çocuğa özerkliği sağlayan oyuncaklar geçiş nesnesi olarak isimlendirilir.
Geçiş nesnesi peluştan yapılmış oyuncaklar, çarşaf ya da yastık olabilmektedir.
Bu geçiş nesneleri yetişkinlerin geriye dönüp baktığında "ilk oynadığım
oyuncağım" şeklinde tanımladığı nesnelerdir. Bu geçiş nesneleri her toplumda
izlenen, evrensel bir oyuncaktır, ancak basit bir oyuncak olarak değerlendirilmemelidir. Otistik
ve psikotik çocukların yaklaşık üçte birinde bu geçiş nesnesi hemen
hemen hiç kullanılmamaktadır. Çocuğun geçiş nesnesini doyurucu bir biçimde
kullanması, olumlu insan ilişkilerinin oluşturulabilmesi için önemlidir.
Geçiş nesnesinin fiziksel özellikleri de önemlidir. Bu nesnelerin ortak
özellikleri katı, metalik, tuhaf biçimlerde ve genellikle kırılmış ya da
atılacak bir durumda olmalarıdır. Çocuğun kendine ait eşyaları içinde özel
bir yeri vardır. Bu nesne zamanla önemini yitirir, yaklaşık 5-6 yaşlarında
çocuklar yavaş yavaş bu nesnelerden uzaklaşırlar. Ancak bunlar ne yok edilir,
ne de terk edilirler.
Oyun ve oyuncak hakkında bu psikolojik
bakışın dışında da pek çok şey söylenebilir. Bunlar ailesel, etik (ahlak),
kültürel ve sosyoekonomik boyutları içermektedir. Oyun düşünceler, duygular
ve ilişkiler içinde yuvarlanmanın ve bu zor olayların üstesinden gelmek
için beceri ve kontrol kazanmanın önemli bir yoludur. Oyuncak ise çocuğun
beş duyusunu ve duygularını uyaran, değerldnirme ve uygulama yetilerini
geliştiren, hayal gücünü zenginleştiren, bedensel ve sosyal gelişimini
hızlandıran bir oyun aracıdır.
Oyuncaklar kabaca kullanım
ve amaç oyuncakları olarak iki grupta toplanabilir.Kullanım oyuncakları
aslında oyun amacıyla üretilmemiş olan bir nesneyi çocuğun oyun aracı olarak
kullanmasıyla ortaya çıkarlar. At olarak bir tahta parçasının kullanılması,
makara, kibrit kutusu gibi araçlarla oynama örnek olarak verilebilir. Bu
oyuncakların işlevi oyun bittiği zaman sona erer. Amaç oyuncakları
ise oyun amacıyla üretilmiş olan ve genellikle erişkinler tarafından seçilerek
çocuklar için alınan oyuncaklardır. Yetişkinlere neden böyle bir seçim
yaptıkları sorulduğunda, çocukları için en uygun oyuncağın bu olduklarını
düşündüklerini söylemektedirler. Oysa biraz zorlandığında onların yaşamında
bu oyuncakların izlerini bulmak olasıdır. Ayrıca bu oyuncaklar bazen çocuklar
için geçici bir heves olabilmekte ve kısa sürede bir köşede unutulup, gitmektedirler.
Oyuncaklar daha ayrıntılı olarak dört başlık altında sınıflandırılabilir.
Duygusal oyuncaklar: Çocuğun duygusal zorlukları ve korkularını yenmesi
için seçtiği oyuncaklardır. Genellikle çocuğunoyuncakları içinde en çirkin olanıdır.
Bunlar genellikle yumuşak ve tüylü, yuvarlak hatları olan, fiziksel olarak
çocuktan daha kısa oyuncaklardır. Bunlar çocuk için dostluk, sevgi ve güvenlik
anlamını taşır. Zevk nesnesi olan oyuncaklar: Çocuğun geçici bir süre için
hoşça zaman geçirmek için oynadığı oyuncaklardır.
Eğitsel ve kültürel kazanç sağlayan oyuncaklar: Boyama kitapları,
yap-bozlar, maket oyuncaklar gibi çocuğun oyun oynarken aynı zamnda herhangi
bir alanda eğitimini de sağlayan oyuncaklardır.
Sosyal bütünleşmeyi sağlayan
oyuncaklar: Çocuğun çevresiyle ilişkilerini düzenlemesinde yardımcı olan,
yaşıtlarıyla birlikte grup oyunları oynarken kullandığı oyuncaklardır.
Oyun gibi oyuncaklar da çocuk psikiyatrisinde
ruhsal durumun değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Oyuncak otistik çocukların
ilgisini çekmemekte ya da çocuk oyuncağa geçici bir süre ilgigöstermektedir.
Zamanının büyük bir bölümünü oyun ve oyuncaklarla geçirmek isteyen ancak
sürekli oyun ve oyuncak değiştiren bir çocuğun dikkat eksikliği yönünden
değerlendirilmesi gerekirken, sürekli karşı cinsiyete ait oyuncaklarla
oynamak isteyen bir çocukta bu seçimin cinsel tercihle ilgili olabileceği,
yaşından küçük oyuncaklarla oynamanın ise kardeş doğumu gibi zorlayıcı
bir yaşam olayı ile oluşan gerilemeyi yansıtabileceği göz önüne alınmalıdır.
Çocuğun yağına ve cinsiyetine uygun olmayan oyuncaklarla
ilgilenmesi durumunda bu oyuncağı içgüdüsel olarak mı seçtiği yoksa kendisine
o oyuncak verildiği için mi onu kullandığı tartışma konusudur.
Çocuğun yaşına göre oyun ve oyuncak
seçimi oldukça zordur. Çocuk için alınacak ya da önerilecek herhangi bir
oyuncaktan daha üstün olanı mutlaka olacaktır. Oyun ve oyuncak seçiminde
en iyi klavuz, çocukların nasıl geliştiklerinin bilinmesi, onların gelişim
becerilerini arttıracak ve bu becerilerin birbiriyle bir örüntü halinde
olmasını sağlayabilecek oyun araçlarının göz önüne alınması gereğidir.
Çocuğun oyuncağını seçerken kendi istek ve beğenilerimiz yerine çocuğun
yaşını ve gereksinimlerini göz önünde bulundurmanın yanısıra, oyuncak
hakkında onun da fikrini almak en iyisi olacaktır.
Altı aylıktan küçük bir çocuk
ses, şekil ve renklere karşı duyarlıdır.Bu dönemde görsel ve işitsel duyulara yönelen hareketli
oyuncaklar onun dikkatiniçekerve neşelendirir. Yatağın üzerine asılabilen, sallanınca ses çıkaran
renkli objeler ve çıngırak bu dönemin vazgeçilmez oyuncaklarıdır. Oturmaya
başladığı yedinci aydan itibaren çocuk uzanabildiği herşeyi yakalamaya,
yakaladığı her şeyi de ağzına götürmeye çalışır. En çok hoşlandığı şeyler
bir elinden diğerine kolayca geçirebildiği renkli halkalar, avuçlayabildiği
plastik küpler, kemirebildiği kauçuk nesneler, hırpalandığı zaman bozulmayan
yumuşak bebek ve hayvancıklardır. Tutunarak da olsa ayağa kalkabildiğinde
eline geçen şeyleri yere atmaktan zevk aldığından, zıplayan, yere düşünce
ses çıkaran oyuncaklar ilgi odağıdır. Boy boy renkli toplar, içiçe geçebilen
kutular bu dönemin oyuncaklarıdır.
Artık evin
içinde rahatça dolaşabilen çocuk, üstüne binip oturabileceği
büyük hayvan türü oyuncakları, küçük sandık, sepet ve tabureleri seçer.
İki yaşında
bütünü parçalara ayırmak , kutuyu doldurup boşaltmak, kule ve
köprü yapmaktan zevk alan çocuğun ilgisini çeken diğer oyuncaklar arasında
mutfak eşyaları, farklı boyutlardaki plastik parçalar, saçları ve elbiseleri
olan bebekler ve arabalar yer alır. Sonraki dönemlerde anne babasını taklit
etmeye başlayan çocuk için minyatür marangoz ya da mutfak setleri gözde
oyuncaklardır. Oda takımları, kova-kürek gibi oyuncaklar da ilgi çekicidir.
Üç yaşından
sonra üç tekerlekli bisiklet en çok sevilen oyuncak iken, yaratıcılığını
keşfetmeye başlayan çocuk tahta blokları ile büyük parçalardan oluşan plastik
parçalarla çeşitli şekiller oluşturmaktan büyük zevk alır. Kum, oyun hamuru
gibi şekil verebileceği, el becerisini geliştirmek yanında hayallerini
gerçekleştirebileceğioyuncaklar bu dönemden sonra en sık oynanan oyuncaklardır.
3-5 yaşları
arasında fantazi ve keşfetmeye (evcilik, okul oyunları ile bebekler,
mutfak ve doktor muayene aletleri), dil gelişimine (renkli tuşları olan
piyano, müzik ve öykü kasetleri ile kuklalar gibi) ve aritmetiğe hazırlamaya
(resim ve sayı eşleme oyunları; domino, kızma birader ve sayı
kartları) yönelik oyuncaklar.
6-8 yaşları
arasında toplumsal gelişim ve işbirliği ile ilgili (top, seksek,
dama, minyatür arabalar), bilişsel beceriler ve algısal hareket becerilerini
sağlayan (maketler, yap-boz oyunları) ve yaratıcı anlatım oyuncakları (parmak
boyası, kağıt hamuru, karakalem-suluboya ya da pastel boyalarla resimler,
oyun hamurları, sessiz sinema gibi oyunlar),
9-11 yaşları
arasında sorun çözme yetenekleri (karmaşık masa üstü oyunları
ve video oyunları), ince-ayrıntılı hareket becerileri (küçük parçalı, karmaşık
yap-boz oyunları, üç boyutlu model uçaklar, uzaktan kumandalı araçlar,
kumaş boyama, ağaç işleme ve akvaryum bakımı) ve stratejik yeteneklere
yönelik oyun ve oyuncaklar (sözcük türetme, monopol,tenis,ping-pong ve
atari gibi),
12 yaşın
üzerinde de soyut düşünme ve akıl yürütmeye yönelik oyun ve
oyuncaklar (basit mikroskop ya da teleskop, kimya ya da elektronik setleri
gibi) ile bağımsız yaşam becerileri kazanmaya yönelik (yürüyüş, bisiklete
binme ve kamplar gibi) oyun ve oyuncaklar önerilmektedir.
Oyun bir
eğlencedir, ancak sadece bir eğlence, bir zaman kaybı olmadığı gibi saçmalık
da değildir. Oyun ekonomik ve sosyal durumu ne olursa olsun her çocuk için
temel bir haktır.
|