

İp Atlayan Çocuklar
Hazırlayan:Prof.
Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli
Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Sağlığı
ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı
Çoğumuz kemikleri biyoloji derslerinde
gösterilen iskelet maketlerinden hatırlarız ve kırılıp çıkmazlarsa
pek düşünmeyiz onları. Kemik sözcüğünü de gündelik dilde olumsuz
bir içerikle kullanılırız genellikle. Oysa, kemiklerimiz vücudumuzun görünmez
çilekeşleridir; ağırlığımızı taşırlar ve çeşitli fiziksel stresler
sırasında ayakta durmamızı sağlarlar. Bunun için sert olmaları gereklidir.
Esas önemlisi ise beyin, omirilik ve kemik iliği gibi yaşamsal dokuların
korunağıdırlar. Kemiklerin en önemli özelliği sert olmalarıdır ama bu onların
cansız ve hissiz oldukları anlamına gelmez. Bir çok hormonun etkisiyle
kemikler uzar ve çocuklar bu sayede büyür. Kemikler, bir taraftan
uzarken bir taraftan sertleşir. Örneğin bir yaşın sonunda kemiklerin artık
en az 10 kg ağırlığı taşıyacak kadar sağlamlaşmış olmaları gereklidir;
yoksa çocuk ayakta durmaya başlayınca “eğrilmeye” başlarlar. Daha
sonraki yaşlarda, özellikle de ileri yaşlarda sağlam olmayan kemikler “kırılarak”
hatırlatırlar kendilerini. Son yıllarda hemen herkesin öğrendiği “osteoporoz”
basitçe kemiklerin sağlamlığını yitirmesi olarak tanımlanabilir. Osteoporoz,
giderek önem kazanan bir halk sağlığı sorunudur çünkü, örneğin
ingiltere’de her yıl 150.000 kişide osteoporoza bağlı kemik kırıkları meydana
geldiği bunun da 750 milyon sterlin sağlık harcamasına neden olduğu bildirilmektedir.
Osteoporoz, ileri yaşlara görülür ama sağlam ve sağlıklı kemiklere sahip
olmak ancak çocukluk çağında alınacak önlemler ile mümkündür. Bu
o kadar önemlidir ki yakın zamanda ABD’de 9-12 yaş grubundaki çocuklar
ve ailelerine yönelik bir “Ulusal Kemik Sağlığı Kampanyası” başlatılmıştır.
Peki kemikler nasıl sağlamlaşır ve kemik sağlığı için neler önemlidir?
Kemik sağlığı
Kemikler en iyi beton yapılara
benzetilerek anlatılabilir ve kemiklerdeki “harfiyat” yaşam boyu sürer.
Kemikler, protein yapısındaki ince lifler (matriks) ve bu matrikse çöken
minerallerden oluşmaktadır. Bu minerallerin başında kalsiyum ve fosfor
gelmektedir. Matriksi oluşturan lifler beton yapılardaki “demir ağlara”,
mineraller ise çimentoya benzetilebilir. Kemiklerin sağlamlığı hem
matriksin kalitesine (bir bakıma mikromimarinin kalitesine) hem de gram
kemik dokusu başına çöken mineral yoğunluğuna bağlıdır. Bu arada
harfiyatı yapan hücreleri( çilekeş inşaat işçilerini) unutmamak gereklidir.
Kemikleri oluşturan yapıların tümün “kemik kitlesi” olarak isimlendirilmekte
ve bu kemiklerin sağlamlığı “kemik kitlesinin” miktarı ile belirlenmektedir.
Son yıllardaki araştırmalar en yüksek kemik kitlesi miktarına( pik kemik
kitlesi ) 25 yaşından önce ulaşıldığını, bundan sonraki yaşlarda oluşan
bu “kemik bankası”ndan harcama yapıldığını göstermektedir. . Pik kemik
kitlesi büyük oranda genetik faktörlerce belirlenmekle birlikte, öngörülen
genetik potansiyele ulaşılması beslenme, aktivite, endokrin fonksiyon ve
yaşam tarzını oluşturan diğer faktörlere bağlıdır Kemik kitlesi gelişiminin
en yoğun olduğu dönem 9-14 yaş arası, yani ergenlik dönemidir. İşte bu
nedenle ,erişkin yaştaki osteoporosizin önlenmesi büyük oranda “pik kemik
kitlesinin” miktarının arttırılmasına, dolayısıyla çocukluk döneminde atılacak
adımlara bağlıdır. Peki ne yapılmalıdır? Öncelikle kemik yapımından
sorumlu hücrelerin uyarılması ( bir başka deyişle inşaat işçilerinin
motive edilmesi) gereklidir. Bunun için yapılacak en önemli şey kasları
dolayısıyla kemik zarını gerecek türde( yani yerçekimi etkisinden kurtulmadan)
yapılacak egzersizlerdir. Uzayda uzun süre kalanlardan biliyoruz ki kemiklerin
yerçekimi etkisiyle bile olsa gerilimden uzak kalması kemiklerin erimesine
neden olmaktadır. Benzer nedenlerle elit yüzücülerin kemik yoğunlukları,
elit jimnastikçilere göre düşük bulunmaktadır. Yakın zamanda yayınlanan
bir araştırmada 8 ay süreyle günde 10 veya daha fazla sıçrama hareketi
yapan çocukların, normal okul aktivite programındaki çocuklara göre kemik
yoğunluklarında %1.2 oranında bir artma olduğu gösterilmiştir. Kemik yoğunluğundaki
% 5 oranındaki artmanın osteoporotik kırılma riskini %40 azalttığı düşünüldüğünde
bu derecedeki kemik yoğunluğu artımının bile çok önemli olduğu üzerinde
durulmaktadır.
Tahmin edileceği gibi, kemik sağlığı
için kemik yapımında görevli hücrelerin egzersizle uyarılması kadar,
kemiklerin sağlamlığından sorumlu minerallerin yeterli ölçüde alınması
da önemlidir. Bu minerallerin başında kalsiyum gelmekte ve çocukların ergenlik
öncesinde günde 600-800 mg, ergenlik döneminden başlayarak günde 1200-1500
mg kalsiyum alınması önerilmektedir. Besinlerin arasında en önemli
kalsiyum kaynağı süt ve süt ürünleridir. Bu nedenle erken çocukluk döneminde
süt, yoğurt ve peynir yeme alışkanlığını kazandırılması önemlidir. Bu nedenle
anne-babaların “süt içmeden yatağına girme” şeklindeki ısrarları yarinde
bir tutumdur. Şişmanlık korkusuyla süt içmeyen ergenlik dönemindeki kızlara
yağ içeriği düşük sütlerin kalsiyum içeriğinin değişmediği hatırlatılmalıdır.
Bir çok sebze de kalsiyum içermektedir. Kalsiyum ile zenginleştirilmiş
meyva suyu ve kahvaltılık besinler de süt ve süt ürünlerini sevmeyen çocuklar
için alternatif besinlerdir. Bütün çabalara rağmen yeterli miktarda kalsiyumdan
zengin besin tüketmeyen çocuk ve ergenlere mineral desteği yapılması
gereklidir.
Sonuç
Yazının başlığına dönecek olursak,
ileri yaşlardaki kemik erimesine bağlı kırıkların önlenmesi büyük ölçüde
çocukluk, özellikle de ergenlik dönemindeki yaşam tarzına bağlıdır. Bu
nedenle “Yaşlılıktaki osteoporoz bir çocukluk hastalığıdır” denmektedir.
Osteoporoz kadınlarda daha sık görüldüğünden ergenlik döneminde ip atlayan,
spor yapan, beden eğitimi derslerini ekmeyen kızlar kemik sağlığı bakımından
avantajlı olmaktadırlar. Sigara, hareketsiz yaşam ve kolalı içeceklerin
çok tüketilmesi kemik sağlığını olumsuz etkileyen diğer faktörlerdir. Ülkemizde
de ABD benzeri “Kemik sağlığı kampanyası” na ihtiyaç vardır. Bununla birlikte
şimdiden ailelerin erken yaştan itibaren çocuklarının kalsiyumdan
zengin besinlerle beslenmesine önem vermeleri, bu amaçla okul programlarında
kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünleri ile beslenmenin vurgulanması ve
spor derslerinde atlama, sıçrama, koşma,jimnastik hareketleri gibi
aktivitelere daha fazla yer verilmesi gereklidir.
|