
Güneşe Meydan Okunmaz
Hazırlayanlar: Dr. Meteor.Yük.Müh. Serdar Bahadır
Prof. Dr. M. Zeki Karagülle, İstanbul Üniversitesi. İstanbul Tıp Fakültesi, Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı
Güneşte üretilen ve uzayda her yöne yayılan,
çok büyük miktardaki enerjinin bir bölümü , ya doğrudan ya da atmosferde
saçılarak yeryüzüne ulaşır. Yeryüzündeki yaşamın ana kaynağı olan
güneş enerjisi farklı dalga boylarında olup; kısaca UV (mor
ötesi ), görünür ve IR (kızıl ötesi ) ışınlar olarak ayrılabilir. Güneşten
gelen enerjinin insanlar üzerine etkileri de bu dalga boylarına göre farklılık
gösterir.
Güneş ışınlarının yere ulaşan, ısıtıcı
etkiye sahip kısımları ( en fazla IR ve IR’ ye yakın olan görünür
ışın kısmında ) çeşitli yüzeyler tarafından soğurulur ya da yansıtılır.
Güneşten gelen enerjinin soğurulması sonucunda yüzeyin sıcaklığı yükselir.
Isınan ve kendisi de yeni bir ısı kaynağı oluşturan yüzeyler üstündeki
havayı ve çevresindeki diğer maddeleri ısıtmaya başlar. Bir siper içinde,
gölgede ölçülen ve hava durumu raporlarında verilen hava sıcaklığı
25 -35 º C arasında seyrederken; bulutsuz havada beton bir yüzeyin 1 metre
kadar üzerinde, güneşe yönlendirilmiş küresel güneş termometresinin
gösterdiği sıcaklıklar, yaklaşık olarak 60-70 º C seviyesindedir.
Bu demektir ki, güneş ışınlarına doğrudan maruz kalan insanlar hem güneşin
hem de ısınmış beton ve asfalt yüzeylerin ısıtıcı ışınlarına hedef
olmaktalar. Beton ve asfalt oranının çok yüksek olduğu kentlerimizde
yaşayan insanlar, kırsal alanlarda yaşayanlara göre daha fazla ısı yüküne
maruz kalmaktalar. Bunun ana nedeni kentlerimizde gölgelenmiş (doğal veya
yapay) alanların az olmasıdır. Özellikle nemli, sıcak ve rüzgarsız hava
koşullarında ( bunaltıcı sıcak ), güneşte kalma süresine de bağlı
olarak, insanlarda halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, çalışma isteğinin azalması,
kaslarda kramplar, bayılma gibi sağlık sorunlarının yanı sıra
şiddetli ısı çarpması (heat stroke) sonucunda şuur kaybı, inme ve ölüm
olayları da görülebilmektedir. Açık renk, sentetik olmayan bol giysiler
ve şapka kullanmak bunların yanı sıra bol sıvı almak sıcak strese (aşırı
ısı yüküne) karşı alınabilecek en basit korunma yöntemleridir. Ancak en
radikal önlem, güneşin en etkin olduğu özellikle 10.00-16.00 saatleri arasında
gölgede kalmak veya güneşte kalınan süreyi kısaltmaktır.
Güneşten gelen enerjinin içinde UV
ışınları % 6.3 gibi küçük bir paya sahip olmasına rağmen, farklı dalga
boylarında önemli biyolojik etkileri (anti-bakteriyel etki, D vitamini
sentezi, eritem oluşumu ve albümin koagülasyonu vb.) olduğu bilinmektedir.
Yeryüzüne ulaşan UV ışınlarının büyük bir kısmını dalga boyu 315-400
nanometre ( 1nm.= 10-9 m. ) olan UVA ışınları oluşturmaktadır. Yerden
yüksekliği yaklaşık olarak 15-40 kilometreler arasında yer alan ozon (O3)
tabakasının, çeşitli kimyasallar tarafından bozulması sonucunda yeryüzüne
zararlı UVB (dalga boyu 280-315 nm ) ışınlarının geldiği öngörülmektedir.
UVB’nin büyük bir kısmı ve çok daha tehlikeli olan UVC’nin (dalga boyu
< 280 nm.) hemen hemen tamamı üst seviyelerdeki ozon tarafından tutulmaktadır.
Ancak yeryüzüne ulaşan bir kısım UVB’nin DNA yapısı üzerinde zararlı etkilerinden
dolayı melanom ve diğer tip deri kanserlerindeki artışın sorumlusu
olduğu düşünülmektedir. Bunun yanı sıra UVB’nin bazı maddeler, bitkiler
ve deniz organizmaları üzerine zararlı etkileri olduğu da bilinmektedir
.
Yaz aylarında güneşlenerek bronzlaşmak
tenimize hoş bir görünüm sağlayabilir. Ancak, güneşin UV ışınlarına
uzun süreli maruz kalmak ağrılı güneş yanıklarına neden olabildiği gibi;
deri kanseri, derinin çabuk yaşlanması, katarakta bağlı körlük ve diğer
göz sorunları gibi daha önemli sağlık sorunlarına da yol açabilmektedir.
Zamanlarının çoğunu güneşte oynayarak geçiren 18 yaş altındaki nesil
önemli bir risk grubu oluşturmaktadır. Bu konuda diğer bir risk faktörü
de insanların deri tipiyle ilgilidir. Açık ten, göz ve saç rengi olan insanlar
koyu ten, göz ve saç rengine sahip olanlara göre daha fazla risk altındadır
.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Dünya
Meteoroloji Örgütü (WMO), Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP)
gibi kuruluşların 1995’de yaptığı toplantıda , insanların UV’nin zararlı
etkileri konusunda uyarılması ve eğitilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak , ozon tabakasındaki değişimler ve bulut aktiviteleri izlenerek
yere ulaşan UV ışınlarının toplamı UV-indeks değeri ile gösterilerek
hava raporlarında halka duyurulması benimsenmiştir. Güneş ışınlarına maruz
kalan insanlar için genel olarak UV-indeks 0-2 ile çok düşük, 3-4 ile düşük,
5-6 ile orta, 7-9 ile yüksek ve 10+ ile çok yüksek risk derecelerini
göstermektedir.
Ekvatora yakın birçok ülkede
yıl boyunca UV- indeks 10+ seviyesindedir. Türkiye’nin de içinde
bulunduğu kuşakta ise temmuz ayında öğle saatlerinde, bulutsuz bir havada
UV-indeks 8-10 değerleri arasındadır. Güncel olan UV-indeks değerlerine
ya da bölgesel haritalara meteorolojik bilgi sunan çeşitli İnternet sitelerinden
ulaşmak da mümkündür.
Gölgede kalmak ya da öğle saatlerinde
güneşte kaldığımız süreyi kısıtlamak, bizi hem ısı çarpmasından hem de
UV ışınlarının zararlı etkilerinden koruyabilen en doğal yöntemdir.
Aslında, UV ışınları atmosferde kuvvetli bir şekilde saçıldığından,
gölgede olan insanların bile tenleri bronzlaşmaktadır. Zorunlu olarak güneşte
kalanlar ya da deniz kenarlarında tatilde olanlar için geniş kenarlı beyaz
şapkalar, en az SPF-15 (Sun Protection Factor-SPF ) ve daha
yüksek koruyucu faktörlü güneş kremleri ile UV ışınlarını geçirmeyen
güneş gözlükleri kullanmaları önerilmektedir.
Son olarak denilebilir ki; siz, siz
olun en kızgın olduğu öğle saatlerinde güneşe sakın meydan okumayın.
|