
Hava Değişiklikleri ve Ağrılar
Hazırlayan: Dr. Necdet Tuna
Tarih boyunca insanları tedirgin
eden, bazen de yaşamı tehdit edecek boyutlara ulaşabilen ve maalesef bugüne
dek tam anlamıyla çözümlenemeyen bir sorun! Bununla birlikte, hava değişiklikleriyle
insan organizmasının bu değişikliklere gösterdiği fizyolojik tepkileri
ilişkilendirmek konusunda günümüzde bazı belirgin sonuçların alındığını
da söyleyebiliriz.
İnsan organizması, dünyamızı çevreleyen
atmosferde, canlıların yaşadığı trofosterin, daha doğrusu biyosferin sürekli
uyarılan altındadır (biyotropik etki). Her biyotropik uyarı, organ ve organ
sistemlerini, örneğin, hareket, kalp ve dolaşım, solunum ve sinir sistemlerini
ayrı, var olan ön bozukluklar ölçünde etkileyebileceği gibi, organizmanın
tüm düzenleyici (regulasyorı) sistemini de zorlayabilir.
Genel durumda ne gibi ve ne ölçüde
olumsuz gelişmeler olacağı, ya da hastalıkların ortaya çıkabileceği, bireyin
o anki bedensel ve ruhsal durumuyla; her hangi bir . hastalığa gebe olup
olmamasına bağlıdır. Atmosferik değişikliklerle ilk yanıt, vücudun o anki
en zayıf noktasından gelecektir.
Bütün canlılar
duyarlı
Hayvanları da içermek üzere tüm canlılar
hava değişikliklerine karşı duyarlıdır.
Belli meteorolojik değişikliklerin
daima ayın sağlık sorunları ya da aynı yakınmalarla sonuçlanacağı beklenemez.
Duyarlı bireylerin yakınmalarının
havadaki değişikliklerin başlamasıyla birlikte ortaya çıkmasına karşın.
bazıları da havanın bozacağını daha 24 saat önceden, örneğin Balkanlardan
gelecek bir soğuk hava dalgasını 500-600 km uzakta, Romanya'da iken duyumsarlar(erken
duyarlılık). Ortaya çıkan yakınmalar olumluya da olumsuz yönde olabilir.
Örneğin, bozuk havada artan eklem ağrıları, güneşin açmasıyla geriler.
Havanın, meteorolojik değişikliklerin
canlılar üzerinde fizyolojik etkileri konu alındığında, önce havanın öğelerinin,
basıncın, ısının, nemin, rüzgarın; güneşin ve UV ışınlarının teke tek,
sonra da tümünün ortaklaşa etkilerinin göz önünde tutulması gerekir.
Ne var ki, bu meteorolojik elemanların
fizyolojik etkilerini çok kez ayrı ayrı yorumlamak olanaksızdır.
Kimler duyarlı?
Meteorolojik oynamalara karşı normalde
duyarlı olmayan sağlıklı bireyler, hava değişikliklerinin kendilerini etkilemediğini
söylerlerse de, havanın bozduğu günlerde genel durumlarındaki bozuklukların
nedenini de açıklayamazlar.
Buna karşın vejetatif labil tipler,
hastalıktan yeni kalkmış ya da süregen bir hastalığı (tüberküloz; astım
vb.) olanlar, bedensel ve zihinsel yorgunlar, infeksiyon riski taşıyanlar,
romatizmal hastalığı ya da yakınmaları olanlar hava değişikliklerine karşı
daha duyarlıdır (ileri duyarlılık) .Bu tiplerde baş ağrısı, konsentrasyon,
uyku ve vejetatif sistem bozuklukları, eklem, kas, nedbe dokusu, eski kırık
yerinde ağrılar ortaya çıkabilir.
Kısacası; biyotropik hava uyarıları
hem tek tek organları hem de onların tüm işleyiş düzenini etkileyebilir.
İki Etkileşim
biçimi
Biyosfer ve canlı organizma arasındaki
etkileşim kompleksi iki başlıkta ele alınabilir:
1-Organizmanın ısı bilançosunu etkileyen,
havanın ısısından, neminden, rüzgarın hızından, dolaylı ve dolaysız güneş
ışınlarından: özellikle sıcaklık veren uzun dalgalı ışınlardan, bulutlar
ve insanın bireysel çevresinden oluşan ısı etki kompleksi. Çevreden yansıyan
ışınların ısı etkisi de bunlara eklenir. Bu değerler yaklaşık bir doğrulukla
ölçülebilir.
2. Dalga boyları. görünen ışınlarla
ultraviole arasında bulunan; insanın ısı metabolizmasına etkili olmayan
direkt ve indirekt ışınların (küresel ışınlar) olduğu, özellikle derinin
işlevlerine. dolaşım sistemine, kanın bileşimine, solunuma ve sinir
sistemine etkili olan aktinik yada fotoaktinik etki kompleksi.
Biyosferik tüm öğelerin kompleks
etkilerinin sonuçları arasında, toplumda en sık sözü edilen ve yakınılan
romatizmal ağrılar olduğu için, konu salt bu çerçeve içinde ele alınacaktır.
Öteki sistem yakınmaları ayrı bir yazı konusudur.
Kestirilemeyen
ağrılar
İnsan vücudu iç ve dış ortamdaki.
tüm değişiklikleri, mekanik ve yangılı uyarıları, sıcağı, soğuğu, nemi,
hava basıncındaki. ve elektrik iyonları düzeyindeki oynamaları, başta deri
olmak üzere gözlerde, burunda ve çevresel sinir sisteminde bulunan alıcılar
(rezeptörler) aracılığıyla algılar ve en sık görülen ve bilenen şekliyle
hareket sistemindeki. ağrılar başta olmak üzere, kalp, dolaşım, solunum
(astım)sistemleriyle, glokom (göz basıncında artma), tüberküloz, astım
ve psikolojik sorunlar (depresyon) vb. gibi vücudun iç dengesinin bozulmuş
olduğu bireylerde, önceden kestirilemeyen bir dizi olumsuz yanıtlar şeklinde
dışa vurur.
Ağrı veren uyarana duyarlı alıcılarla
algılanan mekanik ve kimyasal uyarılarda, önce omuriliğe, oradan da beyinin
özel bölgelerine (talamus) iletilmesinden sonra beyin kabuğunca, eşik değerleri
yeterliyse ağrı olarak algılanır.
Yangılı (romatoid artrit vb) ve yangısız
(artrozlar-kireçlenmeler) romatizmal hastalıklarda ağrı nedeni, eklemlerde
serbest hale geçen bir dizi aracı kimyasal maddenin, (mediyatörlerin) yol
açtığı Uyarılardır. Romatizmal hastalıklardaki ağrının bu oluşum mekanizmasını
büyük çapta biliyoruz.
Bazı varsayımlar
Ancak, soğuk, sıcak, nem vb. biyotropik
uyarıların eklemlerde hangi yolla ve nasıl ağrıya neden olduğu konusunda
bilgilerimiz bazı varsayımdan ileri gitmiyor.
Bir iddiaya göre, çevredeki havanın
soğumasıyla eklem içi ısısı da düşmektedir. Eklemler kas ve yağ dokusunca
yeterince korunmadığından, eklemin iç yüzünün kayganlığını arttırarak hareketini
olaylaştıran sıvının (sinovyanın) ısısı kas ve kalın barsak ısısına oranla
daha çabuk düşer. Isı nedenli düşerse, eklem sıvısının yoğunluğu da o ölçüde
artacak ve sinovya koyulaşacaktır. Soğukta romatizmal ağrının artmasının
nedenlerinden biri, sinovyal sıvısının bu yoğunlaşmasıyla eklem hareketlerinin
kısıtlanmasıdır.
Hava basıncının düşmesiyle birlikte
göreceli nemin yükselmesi de ikinci bir ağrı nedeni olarak gösterilmektedir.
Normal doku, basınç düşmesini hücre içi sıvısını kana boşaltarak dengeler.
Buna karşın hasta doku yeteriyle geçirgen
olmadığı için, sıvı dokular arasında kalır. Bu durumda hasta dokularda,
sağlıklı olanlara oranla basınç yükselir. Bu basınç farklılığının sonucu
dokuların şişmesiyle ağrı artmaktadır. Ancak, havadaki nemin artmasıyla
birlikte çevre ısısı da düşerse, ne gibi bir sonuçla karşılaşacağı konusunda
uzmanlar bir yorum yapamıyor.
Vücut dokuları içinde bilinen rezeptörler
dışında sessiz ya da uyuyan (silent) rezepror denen, normal durumlarda
aşırı mekanik ve termal uyaranlara yanıt vermeyen reseptörler bulunuyor.
Atmosferik uyaranlarla miyelin kılıfı olmayan bu nöronların uyarılarak
duyarlı hale gelmesinin (sentizisyonunun) ağrı nedeni olabileceği de varsayımlar
arasında.
|