
Kadına Yönelik Şiddet
Hazırlayan:
Prof. Dr. Şebnem Rasime K. Fincancı
İstanbul ÜniversitesiTıp
Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı
Şiddet ne olduğunun ötesinde, nasıl temsil
edildiğinin sorgulanması gereken ve tam da bu temsil ediliş biçimleri nedeniyle
hekimin ilgi alanına giren bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiddetin
ne olduğu sorusuna verilecek yanıtlar tartışılabilir açıklamalar olabilirse
de, temsil edilişinin insanda gözlenen boyutu sözcüğün kullanım alanları
arasında yer alan “bedene zor uygulama”, “bedensel zedelenme”ye neden olma
ve “rahatça gelişmesini ya da tamamlanmasını engellemek üzere bazı doğal
süreçlere, alışkanlıklara, vb. yersiz kısıtlamalar getirme” tanımları,
şiddetin tıp uygulaması içinde gözlenebilir ve ölçülebilir özellikleri
olarak ortaya çıkmaktadır.
Kadına yönelik şiddetin, toplumsal
şiddeti yeniden üreten boyutu, toplumsal yansımaları ve bireyin gördüğü
zarar olarak iki yönlü etkisi bir halk sağlığı sorunu olarak bu sürecin
değerlendirilmesi ve önlemlerinin tartışılmasını zorunlu kılmaktadır.
Birleşmiş Milletler’in “Kadına Yönelik
Şiddetin Yok Edilmesi Bildirisi” kadına yönelik şiddeti “cinsiyete dayalı
ve kadınlarda fiziksel, cinsel, psikolojik herhangi bir zarar ve üzüntü
sonucunu doğuran veya bu sonucunu doğuran veya bu sonucu doğurmaya yönelik
özel yaşamda veya kamu yaşamında gerçekleşebilen her türlü davranış, tehdit,
baskı veya özgürlüğün keyfi biçimde engellenmesidir” diye tanımlanmaktadır.
Kadına yönelik şiddet için yasal önlemler
alınması sürecinde tıbbi araştırma sonuçlarının nesnel kriterlere göre
değerlendirilmiş olması, şiddetin türü, niteliği ve uygulayıcılarının yanılmaya
yer bırakmaksızın saptanması için önem taşımaktadır. Bu sürete düzenlenecek
olan adli raporlarda; travma niteliğini aydınlatmaya yönelik olarak tıbbi
verilerin yorumlanması gerekmektedir. Yapılan yorumlar ölçülebilir ve sınanabilir
olmalıdır. Böylece düzenlenen adli raporların bilimsel niteliği sorgulanabilir
ve denetlenebilir.
Kadınların şiddeti kurumsal düzleme
yansıtmadıkları ve belgelenen şiddetin yaşadıkları oranda olmadığı birçok
çalışmada bildirilmektedir. Gözlenen bu eksikliğin, şiddetin türü ve toplumsal
algılanışı ile ilişkisi önem taşımaktadır.
Belgelenen şiddet eylemlerinde tüm
kadınların ¼’ünün şiddeti bir biçimi ile yaşadığı, bu şiddetin ¾’ünün kadına
eşi tarafından yöneltildiği, buna karşın erkeğe yönelik şiddetin 4/5’inin
eşi dışında kişilerce ve evin dışında gerçekleştirildiği belirtilmektedir.
Kadının yoğun olarak şiddetle karşılaşmasının
toplumsal sonuçları ağır olmaktadır. Şiddeti yaşayan kadınların çocuklarında
istismarın daha yüksek oranda gözlendiği, bu çocukların %85’inin şiddete
çocukluk döneminde tanık olduğu ve potansiyel şiddet uygulayıcıları veya
kurbanları olarak yetiştikleri bildirilmektedir. Fiziksel ve mental hastalıklarda
artışa bağlı olarak kadınların hastane başvurularında artış olması, kendi
ve yakın çevresinin yaşam kalitesinin bozulması, üretkenliğinin azalması
yaşanan şiddetin toplumsal boyutunun ve toplum içinde sürekliliğinin göstergeleridir.
Çocukluk ve erişkinlik döneminde şiddete
maruz kalma fizik bulguların ötesinde, depresyon, kaygı ve somatizasyon
ölçeğinde yüksek değerler, özsaygı yitimi, yüksek intihar girişim oranları,
artmış alkol ve madde kullanımı ile kendisini göstermektedir. Şiddete maruz
kalan kadınlarda intihar oranının 4-8 kat fazla olduğu bildirilmektedir.
Şiddete uğrayan kadınların sağlık
kuruluşlarına başvurularında şiddeti dile getirmemeleri, başvuru yakınmalarının
yorgunluk, baş ağrıları, göğüs ağrıları, sindirim sistemi bozuklukları,
nefes darlığı ve pelvik ağrılar gibi somatizasyon belirtileri olması ve
şiddetle ilişkilendirmeyi düşünmediğimiz bu yakınmalar ile sağlık kurumlarına
başvurmaları şiddetin sessiz kalmasına yol açmaktadır.
Fizik bulgular ile sağlık kuruluşuna
başvuran kadınlarda yaralanmalar en sık baş, yüz, boyun, göğüs ve karın
bölgesinde olmaktadır. Eklem yaralanmaları, görme ve işitme bozuklukları,
yanıklar, ısırıklar, hematom, kırıklar, kesik ve sıyrıklar, enflamasyonlar,
delici alet yaralanmaları, çıkıklar, incinmeler görülebilmekte, şiddet
ölümle de sonuçlanabilmektedir. Fizik bulguların varlığında, düzenlenen
adli raporda bu bulguların yer alması ve şiddetin belgelenmesi mümkün olabilmektedir.
Türk Ceza Yasasının 456. Maddesinde
yer alan “akli melekelerinde teşevvüş”, psikolojik durumun bozulması sonucu
çok sık olarak gözardı edilmektedir.
Şiddetin iktidar ilişkisinin parçası
olduğu koşullarda en ağır hasarın kişinin varoluşuna yönelik olacağı ve
psikolojik durumun değerlendirilmesinin önemi unutulmamalıdır.
Kadına yönelik şiddetin büyük oranda
aile içinde gerçekleşmesi ve iktidar ilişkisinin bir parçası olması nedeniyle
psikolojik durum ile ilgili klinik tablo belirgin bazı özellikler göstermektedir.
Travma sonrası stres bozukluğunun bir alt grubu olarak tanımlanan HIRPALANMIŞ
KADIN SENDROMU; erken dönemde şok, reddetme, içe kapanma, konfüzyon, küntleşme,
korku ve depresyon bulguları, geç dönemde ise korku, kaygı, yorgunluk,
uykusuzluk, yeme bozuklukları, kayıp, ihanet ve umutsuzluk duygusu ile
ortaya çıkmaktadır.
Aile içi şiddet tanısı için uluslar
arası standartlarda birçok travma ve istismar ölçekleri hazırlanarak uygulamaya
sokulmuştur. Bunlardan en sık kullanılan bazıları, The Conflict Tactics
Scale.
- Çatışma Yöntemleri Ölçeği (CTS)
– 1979 Straus, The Psychological Violence Towards Women Inventory – Kadınlara
Yönelik Psikolojik Şiddet Envanteri, HITS – (Hurt, Insult, Threaten, Scream)
ölçeği, The Abusive Behavior Inventory – İstismar Davranışı Envanteri,
Duluth modeli, Domestic Violence Inventory” – Aile içi Şiddet Envanteri,
Abuse Assesment Screen (AAS)” – İstismar Belirleme Taraması, Index of Spouse
Abuse (ISA) – Eş istismar indeksi, Domestic Violence Scene Assesment Screen
(DVSAS)” – Aile içi Şiddet Olay Yeri Belirleme Taraması. Women Abuse Screening
Tool (WAST)” – Kadın İstismarı Tarama Aracı olarak sıralanabilir.
Psikolojik tanı kriterleri olarak;
travma yanıtı oluşturabilecek bir stresör varlığı, bir aydan uzun süren
psikolojik belirtiler, belirgin algı ve bellek değişiklikleri, en az 3
kaçınma davranışı (Ö. hafıza kaybı, iki farklı kişiliğin oluşumu ve depresyon),
En az 2 belirgin aşırı uyarılmışlık davranışı (Ö. Uyku veya yeme bozukluğu,
tedirginlik ve artmış irkilme) kullanılmaktadır.
Başvuru yakınmalarında şiddet tanımlanmasa
ve şiddetin fiziksel bulguları saptanamasa bile, somatizasyon (ruhsal bir
sıkıntının fiziksel bir yakınma halinde ortaya çıkması) belirtileri olarak
değerlendirilebilecek yakınmaların hekimlerce değerlendirilmesi ve psikiyatri
konsültasyonunun istenmesi önem taşımaktadır. Şiddetin belgelenmesi ve
kadına destek verilebilmesi hem şiddete uğrayan kadın, hem de yansımalarını
sıraladığımız toplum için koruyucu ve tedavi edici hekimlik uygulamalarının
gerçekleştirilmesini sağlayacaktır.
|